İşletenin bağlı olduğu teşebbüs kavramı 2918 sayılı Kanunda 4199 sayılı Kanunla getirilen değişiklikle beraber mevzuatımıza girmiştir. Belirtilen değişiklikle beraber motorlu araç işletenlerin yanında işletenin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin de sorumlu olduğu düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere kendi bünyesinde yeterli araca sahip olmayan firmalar, gerçek ya da tüzel kişilerin araçlarını kullanarak insan ya da mal taşıyarak faaliyetlerini sürdürmektedirler. Hatlı minibüsler, şehirler arası ya da şehir içinde insan taşıyan otobüs firmaları, evden eve taşıma yapan ve mal taşıyan nakliyat ve kargo firmaları ile bünyesinde başka hizmetlerle beraber mal taşıyan her türlü firmalar örnek olarak gösterilebilir. Söz konusu firmalar başkalarına ait araçları sözleşme ile kendi bünyesine almakta, araçlar üzerine kendi firmalarının logosunu ya da isimlerini yazarak araçları kendilerine bağlı işletmektedirler. KTK 85/1’inci maddesinde, yukarıda adı geçen firmalar, aracın bağlı olduğu teşebbüs olarak nitelendirilmektedir. Her ne kadar fiili hakimiyet ve ekonomik çıkar, söz konusu firmalara ait ise de madde kapsamında işletenler, aracın bağlı olduğu teşebbüslerle beraber meydana gelen trafik kazası sonucu oluşan zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.[1]
İşleten ile Aracın Bağlı Olduğu Teşebbüs, Kaza Sonucu Oluşan Zararlardan Müştereken ve Müteselsilen Sorumlu Tutulmuşlardır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2012/16546 E. 2013/4868 K. 18.3.2013 T kararında; “Karayolları Trafik Kanunu 85. maddesindeki; “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” biçimindeki düzenlemeye göre ise, işleten ile araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu açıktır. Şu halde, davalı E. P.'ın araç kayıt maliki olarak işleten olmasından dolayı, davalı teşebbüs sahibi B... Turizm Limited Şirketi ve diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, hukuki sorumluluk ve mahiyetleri birbirinden farklı olduğu halde, davalı B... Turizm Limited Şirketi'nin kazadan sorumlu tutulup, davalı E. P. yönünden işleten olmadığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.”[2]
[2] Aynı yönde bkz Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2009/3997 E., 2009/6066 K., 28.4.2009 T., Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2004/3862 E., 2005/211 K., 25.1.2005 T.
Trafik kazasında kusur şartı yerine gelmez ise kusursuz olan sürücü, araç sahibi ve sigorta şirketinin sorumluluğuna gitmek mümkün olmayacaktır. Dava aşamasında alınacak bilirkişi raporuyla tespit edilecek kusur oranları, sorumluluğun poliçe kapsamında kalmasında en önemli rol oynayan unsurdur. Eğer aracı sevk ve idare eden kişi kazada kusurlu değil ise bu durumda işleten ve dolayısıyla işletenin sorumluluğunu üzerine almış Sigorta Şirketi de sorumlu tutulamayacaktır. Sonuç olarak aracın sürücüsünün kusursuz olması durumunda zarar poliçe kapsamı dışında kalacaktır. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, sadece sürücünün kusursuz olması sorumluluğun bertaraf edilebilmesi için yeterli değildir. Ayrıca, KTK 86’ncı maddesinde de belirtildiği üzere araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilemiş olmaması gerekmektedir.
Madde metninden anlaşılacağı üzere işletenin ve bağlı bulunduğu teşebbüsün sahibi öncelikle, işletilme halinde olan araçların meydana getirdiği kazalardan doğan sorumluluğundan kurtulabilmesi için, kazanın meydana gelmesinde kendisine veya eylemlerinden sorumlu bulunduğu kimselere yüklenebilecek bir kusur bulunmamalı ve araçtaki bozukluk, kazanın oluşumunda rol oynanamamalıdır. Trafik Kazasında Kusur 'un varlığı veya bozukluğun yokluğu kanunda ön koşul olarak belirtilmiştir. Bu koşulların varlığı halinde işleten ve bağlı bulunduğu teşebbüs sahibinin hiçbir halde sorumluluktan kurtulabilmesi mümkün değildir. Söz konusu önkoşulların sağlanması durumunda işleten ve bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, illiyet bağının, mücbir sebep, üçüncü kişi veya zarar görenin ağır kusuru ile kesildiğini de kanıtlamak zorundadır.[1]
İşletilme halindeki araç kavramının bilinmesi Trafik sigortasının sorumluluğuna gidilebilmesi için önemlidir. Trafik Sigortasından tazminat alabilmek için gerekli şartlardan bir diğeri de, aracın işletilmesi sırasında kazanın meydana gelmesidir. İşletilme halindeki araç kavramının açılımının ne olacağı sorusu, doktrinde iki farklı görüşü beraberinde getirmiştir.
Mekanik görüş: Bu görüşe göre, motorlu araçların tehlikeli olması, kendi potansiyel gücünden ve hızlı hareket kabiliyetinden kaynaklandığı, bu sebeple motorunun çalışması ya da çalışmasa bile kendiliğinden hareket etmesi (park halinde olan bir aracın kapması v.b.) aramaktadır.[1] Trafiğe çıkarma görüşü: Bu görüş uyarınca, motorlu aracın trafiğe çıkarılmasının ve karayolunda bulunması özel bir işletme tehlikesini de beraberinde getirir. Bir motorlu aracın tehlike arz etmesi onun bir makine olmasına değil, kendi kendine hareket edebilen bir araç olmasına dayanır.[2]
Mekanik görüş ve trafiğe çıkarma kıstası doktrinde benimsenmesine rağmen Yargıtay genel olarak mekanik görüşü kabul etmiş, diğer taraftan her olayın somut özelliklerine göre yorumlanması gerekeceğini de eklemiştir.[3]
İşletilme halindeki araç nedeniyle meydana gelen zararlardan araç işleteninin “Tehlike Sorumluluğu” çerçevesinde sorumlu olması gerekirken, işletilme halinde olmayan araçların sebebiyet verdiği zararlardan işleten kusuru olması durumunda sorumlu olacaktır. Kısacası işletilme halinde olmayan araçların yol açtığı zararlardan kaynaklı sorumluluk, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında olmayacaktır. Örnek vermek gerekirse, kişinin aracını, yolun kenarında park edilmemesi gereken bir yere park etmesi sebebiyle kaza meydana gelmişse, aracı trafikten çıkarma iradesi ile aracın terk edilmesi sonucunda işletilme halinde olmayan bir aracın sebep olduğu zarar ortaya çıkacaktır. Bu halde KTK uyarınca değil, genel hükümlere göre kusur sorumluluğu gündeme gelecektir ki aracın trafik sigortası, park halindeki aracın neden olduğu zarardan sorumlu tutulamayacaktır. KTK m. 85/3’de işletilme halinde olmayan araçların neden olduğu kazadan dolayı ispat yükümlülüğünü düzenlemiştir. Buna göre işletenin ve sürücünün kusurunun bulunduğunu ya da işletilme halinde olmayan araçtaki bozukluktan meydana geldiğini ispat yükümlülüğü zarar görene ait olacaktır. İşletilme halindeki araç nedeniyle meydana gelen zararlardan ise Trafik Sigortası sorumlu olacaktır.
[3] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2005/13995 E. 2005/12763 K “Yasa’nın 85/3’üncü maddesinin açık hükmü karşısında mekanik sistemin benimsenmesi gerek ise de, bunun her somut olayın ve özellikle sürücüsünün amacı nazara alınarak değerlendirilmesi gerekeceği de açıktır. Örneğin kırmızı ışıkta beklemek durumunda olan bir araç sürücüsünün aracı stop etmesi veya sürücünün yol kenarındaki bir yerden adres sormak, herhangi bir şey almak için aracı kısa süreli hareketsiz bırakması, yani aracı terk maksadı taşımaması durumunda işletenin sorumluluğunun tehlike sorumluluğu olmadığını kabul etmek de yasa koyucunun amaçları ile bağdaşmayacaktır. Bu sebeple bir aracın işletilme halinde olması, aracın sürücüsünün terk iradesine göre yorumlanması gerekecektir.”
Araç değer kaybı hesaplama yöntemleri, yapılan değişikliklerle beraber yıldan yıla göre değişiklik göstermiştir. Özellikle sigorta şirketleri tarafından, zarar ettikleri ileri sürülerek daha az tazminat ödemek adına kanun koyucudan bir takım düzenlemelerin yapılması talep edilmiş ve kanun koyucu da, sigorta şirketlerinin bu yöndeki taleplerini geri çevirmemiştir.
Sigorta şirketlerinin talep ettiği düzenlemeler kapsamında kanun koyucu, araç değer kaybı halinde bazı durumların poliçe teminatı dışında bırakılması ve bazı durumlarda da aracın değer kaybının daha az hesaplanması yönünde bazı düzenlemeler öngörmüştür. Ancak yapılan düzenlemelerin bir kısmının hukuka aykırı olması nedeniyle ilgili kurumlar tarafından yapılan başvurular sonucunda gerek Danıştay, gerekse Anayasa Mahkemesi ilgili düzenlemeleri zaman zaman iptal etmiştir.
Araç değer kaybı hesaplama konusunda sigorta şirketleri lehine Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda yapılan düzenlemeler ile beraber araç değer kaybı zararını talep eden kişilerin gerçek zararları karşılanmamış olacağından dolayı trafik sigortasını yaptıran araç sahibi mağdur duruma düşmüştür. Uygulama öyle bir hal almıştır ki, mahkemeler tarafından sigorta şirketi için ayrı araç değer kaybı hesaplama yöntemleri kullanılmış ve davalı olan araç sahibi ve sürücüler için ise apayrı araç değer kaybı hesaplama yöntemi kullanılmıştır.
Belirtilen adaletsiz uygulama, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili düzenlemelerin iptal edilmesine rağmen 2021/12 inci ayında yapılan yeni düzenlemeler ile beraber hala daha uygulanmaktadır. Araç değer kaybı hesaplama yöntemindeki, kanun koyucu ile yargı arasındaki bu görüş ayrılığının ne zaman sona ereceğini bilmemekle beraber artık yıllara göre araç değer kaybı hesaplama yöntemlerine geçmek istiyorum.
Bu makalede sadece araç değer kaybı hesaplama yöntemleri ele alınacağından dolayı araç değer kaybı başvurusu ve sorumluluğu ile ilgili bilgi edinmek için tıklayınız.
Araç Değer Kaybı Hesaplanmasındaki Genel İlkeler
Özel sigorta türleri kendi içerisinde ikiye ayrılmıştır. Bunlar zarar sigortaları ve meblağ sigortalarıdır.
Trafik sigortasının da aralarında bulunduğu zarar sigortalarında ise, rizikonun gerçekleşmesi ile beraber teminat limitinin tamamı zarar gören kişiye ödenmemektedir. Yasada belirtilen tazminat hesaplama kurallarına göre kişilerin gerçek hayatta uğradığı zarar miktarı, teminat limitlerini aşmamak üzere zarar görene ödenmektedir.
Burada bahsi geçen zarar “Gerçek Zarar” dır. Diğer bir ifade ile zarar sigortalarında geçerli olan sigortacının gerçek zarardan sorumluluğu ilkesi Zorunlu Trafik Sigortası na da uygulanacaktır. Zarar gören kişilere, tazmin ilkesi ve zenginleşme yasağına uygun olarak yapılacak hesaplama ile gerçek zarar miktarı ödenecektir.
Gerçek zararın hesabı hususunda Türk Ticaret Kanunu’nda herhangi bir hüküm öngörülmemiş olduğundan dolayı TTK m. 1451 gereğince gerçek zararın hesabında Türk Borçlar Kanunu uygulanacaktır. TBK m. 51 e göre ise haksız fiilin mevcudiyeti halinde;
“Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.”
Görüleceği üzere tazminatın nasıl hesaplanacağını hakim, kanunda yer alan ilkelere göre belirleyecektir. Yargıtay tarafından kanunun verdiği yetkiye göre, araç değer kaybı hesaplama yönteminde uygulama birliğinin sağlanması açısından içtihat oluşturulmuştur. Buna göre;
Araç Değer Kaybı Hesabının Nasıl Yapılacağına İlişkin Karar.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/17613 E., 2018/477 K.., 31.01.2018 T. kararında; “Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri esas alınmaktadır. Hükme esas alınan raporda bu kritere göre hesaplama yapılmadığı anlaşılmakla, dosyadaki fotoğraflar, kaza tespit tutanağı ve tüm belgeler incelenerek, aracın modeli, yaşı, hasarın ağırlığı, boyanmış olan yerler ve hasarlı bölgelerin özelliği nazara alınıp, aracın kaza öncesi ikinci el piyasa rayiç değeri ile tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farkın değer kaybını göstereceği ilkesine göre değer kaybının tespiti için yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..”
Görüleceği üzere belirlenen içtihatta, piyasa koşullarına uygun olarak aracın kaza öncesi ve sonrasındaki değeri esas alınarak araç değer kaybı hesaplamasının yapılması öngörülmüştür. Şüphesiz içtihatta verilen yöntem, araç sahibinin piyasa koşullarına göre zararını giderecektir.
2015 Yılı Öncesi Araç Değer Kaybı Hesaplama Yöntemi
2015 öncesinde ZMSSGŞ yada herhangi bir mevzuatta, değer kaybından sigorta şirketinin sorumlu olup olmadığı hususunda herhangi bir düzenleme mevcut değildi. Bu sebeple sigorta şirketleri, araç değer kaybının; gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar kapsamında olduğunu ileri sürerek araç değer kaybını ödememekteydi.
Dolaylı zarar, asıl zarardan kaynaklanan ve onunla bağlantılı olan “ek zarar”dır. Yansıma zarar, dolaylı zarar adı verilen zararlar kategorisine altlanır. Deyim (kural olarak bir kişinin malvarlığında meydana gelen azalma anlamına gelen) zararın yapısını değil de kaynağını belirler. OĞUZMAN/ÖZ’e göre ise yansıma zarar, hukuka aykırı bir fiile maruz kalan kimseden başka bir kişinin, aynı davranış yüzünden uğradığı zarardır.[1] İfadelerden de anlaşılacağı üzere dolaylı zarar, yansıma zararı kapsayan bir ifade olup, zarar gören üzerinde oluşabileceği gibi üçüncü kişinin de üzerinde gerçekleşen ek zararı ifade eder. Yansıma zarar ise sadece üçüncü kişi üzerinde gerçekleşebilecek ek zarardır.
Haksız fiil durumunda, hukukumuzda istenebilecek dolaylı zararlar; TBK m. 53/3 de düzenleme bulan, ölüm halinde destekten yoksun kalan kişilerin isteyeceği zarar ile manevi tazminat talebidir. Yine Yargıtay da kararlarında, dolaylı zararın tek istisnasının, destekten yoksun kalma tazminatı olduğunu belirtmiştir.[2] Ayrıca sigorta şirketlerinin bu direncine rağmen Yargıtay, araç değer kaybının dolaylı yada yansıma zararlar kapsamında olmadığını bu sebeple sigorta şirketlerinin bu zarar kaleminden sorumlu olduğunu belirtmiştir.
Diğer bir ifade ile trafik sigorta poliçesini düzenleyen sigorta şirketlerinin, herhangi bir düzenlemeye gerek olmaksızın doğrudan zarar kapsamındaki araç değer kaybı zararından sorumlu olduğu Yargıtay tarafından vurgulanmıştır.
Yukarıda detaylıca anlatıldığı üzere sigorta şirketlerinin araç değer kaybından sorumluluğuna ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasının yanında araç değer kaybı hesaplamasının nasıl yapılacağına ilişkin de mevzuatımızda herhangi bir hüküm mevcut değildi.
Bu sebeple Yargıtay, sigorta şirketlerinin, önceden süre gelen içtihatlara uygun olarak “araçdeğer kaybı hesaplama hususunda aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri” esas alınarak zararları gidermesini uygun görmüştür.
Bu sebeple 2015 yılı öncesinde düzenlenmiş olan trafik sigorta poliçeleri için sürücü, araç sahibi ve sigorta şirketi için herhangi bir ayrım öngörülmeksizin aynı araç değer kaybı hesaplama yöntemi kullanılmıştır.
2015/6 – 2020/10 Arasındaki Araç Değer Kaybı Hesaplama Yöntemi
14 Mayıs 2015 tarihinde 29355 sayılı resmi gazetede yayımlanan “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları” ile önceki Genel Şartlar mülga edilmiş ve yeni getirilen düzenlemeler ile hükümlerde birçok değişiklik yapılmıştır.
Bu kapsamdan araç değer kaybının, trafik sigorta poliçesi kapsamında olduğu ve bu zarardan sigorta şirketlerinin sorumlu olduğu açıkça düzenlenmiştir. Ancak yer verilen düzenlemenin yanında “EK” maddeler öngörülerek araç değer kaybı hesaplamasının, sigorta şirketleri açısından nasıl yapılacağı da düzenlenmiştir.
Her ne kadar Danıştay nezdinde bir kısım iptal davaları açılmışsa da, verilen kararlar “Araç Değer Kaybı Hesaplaması” yönünden değil, diğer hususlarla ilgili verilmiştir. Bu sebeple kanuni dayanağı olan araç değer kaybı hesaplamasının Danıştay tarafından iptali mümkün olmamıştır.
Ayrıca Danıştay kararlarının kesinleşmesinden önce 20/3/2020 tarih ve 31074 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklikler ile ZMSSGŞ Ek 1’de yer alan “Araç Değer Kaybı Hesaplaması” tekrar değiştirilmiştir.
Bu sebeple Anayasa Mahkemesi’nin kararının yayımlandığı tarihten önceki dönem olan “01.06.2015- 09.10.2020” tarihleri arasında sigorta şirketleri açısından ZMSSGŞ EK-1 de yer alan düzenlemeler uygulanarak araç değer kaybı hesaplaması sigorta şirketleri açısından farklı uygulanmıştır.
Ancak Anayasa Mahkemesi 17/7/2020 tarihinde E.2019/40 numaralı dosyada, Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Verilen bu karar ile beraber ZMSSGŞ EK-1 de yer alan hesaplama yöntemi işlevsiz hale gelmiştir. Diğer bir ifade ile Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar ile beraber araç değer kaybı hesaplaması ile ilgili sigorta şirketleri lehine olan düzenlemeler uygulanamaz hale gelmiştir.
Anayasa Mahkemesinin kısa gerekçesi ise şu şekildedir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile araç değer kaybı hesaplamasındaki farklı uygulama ortadan kalkmıştır.
Anayasa Mahkemesi 2019/40 E. ve 2020/40 K. ve 17.07.2020 T. Kısa kararında; “İtiraz konusu kurallarda sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla sözleşmenin içeriğine yönelik sınırlama öngören kurallar kanunilik ölçütü yönünden Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır.
Motorlu taşıt işletilmesine bağlı olarak üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararı, bedensel zarar ve eşya zararı Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlali sonucunda ortaya çıkan zarar niteliğindedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sigorta şirketinin bu zararlardan dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulmuş olması, zarar gören kişinin Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarının Anayasa’nın 5. maddesiyle bağlantılı olarak korunmasının amaçlandığını göstermektedir.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin taraflarının menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Taraflardan birisi aleyhine ölçüsüzlük yapılabilecek şekilde yürütmeye takdir yetkisi tanınması; üçüncü kişinin yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkı yönünden olduğu kadar işletenin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkı yönünden de pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda anılan konunun düzenlenmesi sırasında ilgili tarafların tümünün menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi gözetilmelidir.
Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu, zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir.
Bu çerçevede 6098 sayılı Kanun’a göre zarar olarak nitelendirilmeyen hususların genel şartlarda zarar olarak nitelendirilmesi hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı ile sigorta şirketinin bu borcu teminat altına alması gereken tazminat sorumluluğunun kapsamı farklılaşacaktır. Bu itibarla sigorta şirketinin, işletenin sorumlu olduğu tazminatı aşan miktarda tazminat sorumluluğu dahi söz konusu olabilecektir.
6098 sayılı Kanun’a göre zarar olarak nitelendirilen hususların genel şartlarda zarar olarak nitelendirilmemiş olması hâlinde de işletenin tazminat borcunun kapsamı ile sigorta şirketinin bu borcu teminat altına alması gereken tazminat sorumluluğunun kapsamı yine farklı olacaktır. Bu durumun ise gerçek zararın karşılanmamasına yol açacağı, dolayısıyla işleten ile zarar gören kişi aleyhine sonuç doğuracağı açıktır. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir.”
Yer verdiğimiz kısa gerekçede belirtildiği üzere sigortacının tazminata yönelik sorumluluk sınırının ancak kanunla belirlenebileceği, Genel Şartlar ile belirlenen ölüm ve cismani zararlar ile eşyalara gelen zararlara ilişkin tazminat sınırlamalarının hak sahibinin menfaatlerini etkilediği, ayrıca sigortalı (işleten) ile sigortacının Genel Şartlardaki sınırlamalar nedeniyle sorumlu olduğu tazminat miktarını farklılaştıracağı, bu sebeple gerçek zarardan sorumlu olan sigortacı lehine yapılan Genel Şartlardaki hükümlerin uygulanamayacağı, dolayısıyla kanunla öngörülmeyen sorumluluk sınırlamaları nedeniyle ilgili hükümlerin iptali gereceği açıktır.
A) Teminat Dışı Hallerin,
B) Gerçek Zarardan Sorumlu Olan Sigortacı Lehine Öngörülmüş
- Destekten Yoksun Kalma tazminatına ilişkin sınırlayıcı düzenlemelerin,
- Sürekli ve Geçici İş Görmezlik tazminatlarına ilişkin sınırlayıcı düzenlemelerin,
- Eşyaya ilişkin (Araç Hasarı, DEĞER KAYBI vb. Tazminatlar) sınırlayıcı düzenlemelerin,
Uygulanma imkanı kalmamıştır.
Diğer taraftan T.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların görülmekte olan davalara da uygulanması gerekeceği açıkça vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesi Kararı Görülmekte Olan Tüm Davalara Uygulanacaktır.
Yargıtay 4.. Hukuk Dairesi 2021/3468 E., 2021/6538 K. Ve 11/10/2021 T. Kararında; “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 14 Mayıs 2015 gün 29355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01 Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2918 sayılı KTK.nın 90. maddesinde “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklindeki düzenleme ve zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı kapsamı dışında bulunan hallerin düzenlendiği 92/i maddesindeki “Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 E-2020/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarına göre belirleneceğine dair düzenleme iptal edilmiştir.
T.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 E-2020/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiş olması nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK.nın ve 6098 sayılı TBK.nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir.”
Yönündeki karar ile açıkça kesinleşmemiş olan davalara Anayasa Mahkemesi’nin kararının derhal uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.
O halde özetle;
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin kararının yayımlandığı tarihten önceki dönem olan “01.06.2015- 09.10.2020” tarihleri arasında sigorta şirketleri açısından ZMSSGŞ EK-1 de yer alan düzenlemeler uygulanmışsa da eğer devam eden davalar söz konusu ise bu durumda derhal uygulama gereğince tazminat hesabının EK-1 maddesinde yer alan araç değer kaybı hesaplamasına göre değil. Yargıtay’ın aşağıda yer verdiğimiz kararında yer alan araç değer kaybı hesaplama yöntemine göre tekrar hesaplanması gerekmektedir.
Araç Değer Kaybı Hesabının Nasıl Yapılacağına İlişkin Karar.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/17613 E., 2018/477 K.., 31.01.2018 T. kararında; “Dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri esas alınmaktadır. Hükme esas alınan raporda bu kritere göre hesaplama yapılmadığı anlaşılmakla, dosyadaki fotoğraflar, kaza tespit tutanağı ve tüm belgeler incelenerek, aracın modeli, yaşı, hasarın ağırlığı, boyanmış olan yerler ve hasarlı bölgelerin özelliği nazara alınıp, aracın kaza öncesi ikinci el piyasa rayiç değeri ile tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farkın değer kaybını göstereceği ilkesine göre değer kaybının tespiti için yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..”
2021/12 Tarihinden Sonraki Dönemde Benimsenen Araç Değer Kaybı Hesaplama Yöntemi
Yukarıda detaylıca ele alındığı üzere Anayasa Mahkemesi’nce ilgili kanuni düzenlemelerin iptal edilmesi ile beraber ZMSSGŞ EK-1 de yer alan düzenlemeler uygulanmaz hale gelmişse de kanun koyucu, karar sonrasında tekrar düzenleme yaparak durumu eski halinde çevirmiştir. Diğer bir ifade ile Anayasa Mahkemesi, Ahmet ismini iptal etmiş, kanun koyucu ise Ahmet ismini Mehmet yaparak tekrar Ahmet’i piyasaya sürmüştür.
Bu kapsamda 4.12.2021 tarih ve 31679 sayılı resmi gazetede yayımlanan “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar” yürürlüğe girerek “Araç Değer Kaybı Hesaplaması” tekrar değiştirilmiş ve yine sigorta şirketleri lehine hesaplama yöntemi öngörülmüştür.
Her ne kadar sigorta şirketleri lehine yapılan düzenlemeler öngörülmüşse de Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek yeni karar ile beraber tekrar belirtilen düzenlemeler kullanılamaz hale gelecektir.
Önemle belirtmek gerekir ki, araç değer kaybı hesaplamasına ilişkin hükümler ancak 04.12.2021 tarihinden sonra düzenlenmiş olan poliçeler için uygulanabilecektir.
Yukarıda değinildiği üzere araç değer kaybı hesaplama yöntemleri zaman zaman değiştirildiğinden dolayı uygulamada araç değer kaybı ile ilgili soru ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle en sık sorulan sorulara aşağıda değineceğiz.
Araç değer kaybı hesabında kaza tarihi mi esas alınır?
Mahkemelerce hesaplama yöntemi belirlenirken kaza tarihi değil, Trafik Sigortası’nın düzenlenme tarihi esas alınır.
Örneğin; 02.03.2022 tarihinde B aracı, A aracına kusuruyla çarpmış olsun. A aracının sahibi, B aracının trafik sigortacısına başvurarak aracının değer kaybını talep edebilecektir. Bu durumda B aracının trafik sigorta poliçesi 01.06.2021 tarihinde düzenlenmiş ise hesaplama, 01.06.2021 tarihindeki mevzuata göre yapılacaktır. Diğer bir ifade ile 04.12.2021 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Genel Şartlar’a göre değil, Yargıtay’ın benimsemiş olduğu hesaplama yöntemi esas alınarak hesaplama yapılacaktır.
Sigorta şirketleri lehine yapılan düzenlemelerin dezavantajları nelerdir?
Sigorta şirketi, aracın değer kaybını tam olarak karşılamayacağından dolayı, kalan zarar, kusurlu araç maliki ve sürüsünden talep edilebilir.
Dava açılırken hem sigorta şirketine hem de araç maliki ve sürücüsüne dava açılmış ise mahkeme, iki ayrı hesaplama yöntemi ile zararı hesaplayacak ve yargılama uzayacaktır.
Yargıtay’ın hesaplama yönteminde nasıl bir araştırma yapılır?
Kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri bilirkişiler tarafından tespit edilirken;
Sahibinden.com ve/veya arabam.com sitelerindeki fiyatların yanında galericilerden de aracın, kaza öncesi hali ile sonraki onarılmış hali için fiyat teklifleri alınır.
Bu alınan fiyatlardan, kaza öncesi ile sonraki fiyatların ayrı ayrı ortalaması bulunur.
Bulunan iki ayrı ortalama birbirinden çıkartılarak nihai gerçek zarar bulunur.
2017 yılında meydana gelen kaza nedeniyle açılan davada mahkeme kararı verildi. İstinaf Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararını esas alarak kararı kaldırır mı?
2017 yılında meydana gelen kazada poliçenin 2016 yılında düzenlendiğini düşünelim. Bu durumda bilirkişi, Genel Şartlar’da yer alan sigorta şirketi lehine olan düzenlemeye göre hesap yapacak ve karar da buna göre verilecektir. Ancak karardan sonra dosya istinaf edilmiş ve dosya günümüzde Bölge Adliye Mahkemesi’nde ise Anayasa Mahkemesi kararı nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi, kararı kaldırarak Yargıtay kararına uygun olarak tekrar hesaplamanın yapılmasını isteyecektir.
Sigorta şirketine başvuru yaparak araç değer kaybı zararımı aldım ancak eksik olduğunu düşünüyorum dava açabilir miyim?
Sigorta şirketi kuvvetle muhtemel Genel Şartlar’da yer alan hesaplama yöntemini kullanarak eksik ödeme yapmıştır. Bu sebeple bakiye zararın tahsili için önce arabuluculuk yoluna başvuru yapılması, sonuç alınamaması halinde ise dava açılması gerekecektir.
Arb. Av. Seyyid Hasan ÖZTÜRK
[1]OĞUZMAN, Kemal / ÖZ, Turgut:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1998, s. 499.
[2] Yargıtay. 4. HD ve 1977/13144 E., 1979/38 K. 8.1.1979 T (YKD, 1979, S. l, s. 28-30). “Sözleşme dışında ve sözleşmeye dayanan sorumluluk hallerinde olaydan uzak veya yakın biçimde zarar gören bütün kişilerin tazminat istemeleri kabul edilemez. Türk hukuk sisteminde haksız fiilden doğrudan doğruya zarar gören kişinin tazminat isteyebileceği, kural olarak kabul edilmiştir. Bunun tek istisnası BK. nun 45/2 maddesindeki, ölenin yardımından mahrum kalanların da bu zararlarını isteyebileceklerine dair hükümdür.. Bu durumu sonucu olarak dolayısıyla zarara uğrayan kişilerin, fiilin direkt mağduru dışında zarara uğrayan üçüncü kişilerin bu zararlarının tazminini isteyemeyecekleri anlaşılmaktadır. Haksız fiil ile doğrudan doğruya zarara uğrayan kişi doğrudan uğradığı zararın dışında dolayısıyla uğradığı zararların da tazminini isteyebilir. Yeter ki dolayısıyla zararlar uygun illiyet bağıyla fiile bağlı olsunlar.”
Araç değer kaybı, trafik kazası sonrasında aracın kaza öncesi değeri ve sonrası değeri arasındaki farkı ifade eder. Ancak trafik kazası meydana geldiğinde araç sahipleri, sadece aracın hasarının giderilmesi için sigorta şirketlerine gerekli başvuruları yapmakta, aracı onarıldıktan ya da aracın onarım tazminatını aldıktan sonra başkaca zararlarının olup olmadığını düşünmemektedir. Bu sebeple araçların kullanıldığı dönemlerde meydana gelen bir ya da birden fazla trafik kazası sonucunda araçlar oldukça değer kaybetmektedir. Aracın satılması aşamasında ise değer kaybı miktarının ne denli fazla olduğu araç sahipleri tarafından fark edilmektedir. Ancak bu sefer de araç sahipleri, zaten üzerinden çok süre geçti artık yapacak bir şey yok deyip, değer kaybı başvurusu yapmaksızın araçlarını satmaktadır.
Bu makalemizde araç değer kaybı şartlarını ve araç değer kaybı başvurusu yapılırken dikkat edilmesi gereken hususlarını inceleyip, araç değer kaybı nasıl alınır sorusunun cevabını arayacağız. Ayrıca değer kaybı ile ilgili sıksa sorulan soruların cevaplarını vereceğiz.
Araç değer kaybı hesaplama konusu ise çok detaylı bir konu olduğundan dolayı araç değer kaybı hesaplama konusunu ayrı bir makale konusu yapacağız.
ARAÇ DEĞER KAYBI NEDİR?
Değer kaybı kısaca, trafik kazası sonrasında aracın kaza öncesi değeri ve sonrası değeri arasındaki farkı ifade eder. Ancak her trafik kazası sonrasında değer kaybı söz konusu olmayacağı gibi değer kaybı her araçta aynı olmayacaktır.
Bu kapsamda aracın daha önce kazalı olup olmadığı, aracın kilometresi, aracın model yılı, araç değerinin güncel miktarı, aracın hangi parçalarının hasara uğradığı ve aracın hasar miktarı değer kaybı oluşup oluşmadığı ve oluşmuşsa miktarı konusunda önemli kriterler arasındadır.
Değer Kaybı Kriterleri – Yargıtay Kararı
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2017/4244 E., 2019/11129 K.ve 26/11/2019 T. Kararında; “değer azalması veya değer kaybının belirlenmesinde dikkate alınması gereken ölçütler aracın markası, özellikleri ve model yılı, kullanım amacı, kullanım süresi, yıpranma payı (aracın km'si, metal kompanentlerin yoğunluğu, korozyon dozajı ve önceye ait hasarlar nedeni ile orjinalliğin yitirilip yitirilmediği), aracın gördüğü hasarın ağırlığı ve hasara uğrayan bölgeleri, hasarın giderilmesinde kullanılan parçaların niteliği (orijinal olup olmadığı) hususları olduğu.”
HANGİ HASARLAR ARAÇ DEĞER KAYBI OLUŞMASINA NEDEN OLUR?
Servislerde ilave işlem yapılmadan ambalajından çıktığı şekilde monte edilen standart parçalar orijinal olduğu sürece değer kaybına neden olmaz. Örneğin, cam, far, sensor, jant, radyatör, egzoz hatta aracın beyninin değiştiği durumlarda değer kaybı olmaz.
Araçların, kaporta ve şase parçalarının tamir edilmesi ve boyanması değer kaybı yönünden önemlidir. Kaporta kısmındaki tamirler, parçaların orijinal geometrik şekillerinde bozulmalara neden olur. Malzemelerin içyapısında artık gerilimler oluşur. Malzemelerde oluşan artık gerilimler zamanla parçaların orijinal geometrik şeklinde ilave bozulmalara neden olur.
Montaj fabrikalara da parçalar kataforez hatlarında boyanır, Boyanın içine ilave katkı maddeleri konulur Konulan ilave katkı maddeleri tesisi özeldir. Aynı katkı maddeleri servis / yan sanayi şartlarında aynı sonucu vermez. Kataforez hatlarında parçalar elektrostatik ve tanka daldırma yöntemiyle boyanır. Servis / yan sanayi şartlarında nadiren elektrostatik daldırma yöntemi kullanılsa dahi parçalar üzerinde damlacıklar veya açılmalar oluşur. Bazı kısımlarda da boya kalınlığı çok incelebilir. Çünkü her tesise özel katkı maddelerini belirleyecek arge çalışmaları servis / yan sanayi şartlarında yapılamaz. Servis / yan sanayi şartlarında en iyi boyamalar elektrostatik yöntemle ve robotlarla yapılır. Elektrostatik yöntemle ve robotlarla yapılan boyamalarda Faraday kafesi etkisi nedeniyle parça üzerindeki boya kalınlıklar her yerde aynı olmaz. Sonuç olarak, orijinal parçalar dahi servis / yan sanayi şartlarında boyandıklarında değer kaybına neden olur.
Araç şasesinde, dengesinin bozulacağı nitelikte önemli eğilme olduğu durumda değer kaybı olur. Aracın bagajı orijinali ile değişmiş olsa dahi değişim anında komple arka kısmı dağılacağı için değer kaybına neden olur.
Kaporta benzeri saçılan yapılmış tamponlar hasarlandığı durumda normal kaporta parçasına benzer şekilde değerlendirilir. Ancak kaportadan ayrı malzemeden yapılmış gövdeden ayrı olan tamponlar hasarlı olmadığı sürece orijinali ile değiştirilmiş veya tamir edilmiş ve boyanmış olmaları nedeniyle değer kaybına neden olmaz.
Diğer bir ifade ile özetle; değer kaybının oluşabilmesi için aracın plastik parçaları dışındaki sac ya da metal parçalarının hasar görmesi ve bu parçaların işleme tabi tutulmuş olması gerekir. Yapılacak işlemin düzeltme, boyama veya değişim olmasının bir önemi yoktur. Yapılacak her işlem değer kaybına neden olacaktır.
Diğer taraftan aracın parçalarının orijinal parçalar ile değiştirilmesi halinde değer kaybının oluşmayacağı düşünülebilir. Ancak trafik kazası sonucunda tramer kaydında aracın hasarlı olduğu kaydının bulunması ve aracın tamir görmüş olması tek başına değer kaybı için yeterli olacağından, aracın parçalarının orijinal parçalar ile değiştirilmesi halinde dahi değer kaybı oluşacaktır.
Orijinal parça ile değişim yapılsa dahi değer kaybı oluşur. – Yargıtay Kararı
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/10460 E. , 2019/4369 K.ve 09/04/2019 T. Kararında; “Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2008/384 değişik iş sayılı dosyasında, Değer kaybı konusunda genel bir değerlendirme ile, araçtaki hasar gören parçaların orjinal parçalar ile değiştiklerini belirterek araçta değer kaybı meydana gelmediğini belirten bilirkişi kök ve ek raporuna dayalı olarak hüküm verilmesi doğru görülmemiştir. Zira aracın sağ ön ve arka çamurlukları, sağ ön kapısı, bagaj kapısı, ön ve arka tamponu ve çamurlukları komple boyanmış ve her ne kadar araçta değişen parçalar orjinal olsa da araçta parça değişimi yapılmış ve araç tamir görmüştür. Açıklanan nedenlerle araç değer kaybına ilişkin yeterince araştırma inceleme yapılıp sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.”
DEĞER KAYBI TEMİNAT DIŞI HALLERDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
Araç değer kaybı başvurusu kusurlu aracın trafik sigortasına yapılabileceği gibi kusurlu aracın sürücüsü ve sahibinden de değer kaybı zararı tazmin edilebilir. Ancak sigorta şirketleri uzun yıllardır araç değer kaybı başvurusu kapsamındaki tazminat taleplerini sonuçsuz bırakmakta ve açılacak dava dışında araç değer kaybı zararını karşılamamaktaydı.
Bu sebeple Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (ZMSSGŞ) nda yapılan değişiklikle beraber araç değer kaybı başvurusu kapsamında sigorta şirketlerinin, değer kaybı zararını ödemesine ilişkin düzenleme yapılmıştı. Ancak yapılan düzenlemeye ek olarak bir kısım bazı hükümler öngörülmüş ve oluşan hasar değer kaybına neden olmasına karşın, getirilen ek teminat dışı haller ile beraber bazı durumlarda değer kaybı teminat dışı bırakılmıştı. Önceki mevzuatta düzenlenmiş olan teminat dışı haller;
1) Mini onarım ile giderilebilen basit kaporta, plastik tampon/parça onarımları, cam, radyo/teyp, lastik, hava yastığı, jant, mekanik, elektrik, elektronik ve döşeme aksamı hasarları,
2) Ana iskelet ve şaside hasar olmaksızın, vidalı parçalarda yapılan onarım/değişim ile giderilebilen hasarlar,
4) Kaza tarihi ile ihbar tarihi arasında araç üzerinde mülkiyet değişikliği olan araçlar ile ilgili talepler,
5) Çekme Belgeli ve Hurda Belgeli işlemi görmüş araçlar,,
6) Kısa süreli kiralık araçlar, taksi, dolmuş, uzun süreli (bir yıl veya daha uzun) kiralık araçlarda eksper tarafından hesaplanan değer kaybı tutarının %50’sini aşan talepler, test aracı, koleksiyon ve antika sayılan araçlardaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri.
7) Tekerlekli/paletli ve zırhlı toplumsal müdahale araçları, belediye otobüsleri, yol süpürme araçları, itfaiye araçlarındaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri.
8) Yabancı plakalı araçların Türkiye’de karıştığı kazalarda yabancı plakalı araçlar için yapılan değer kaybı talepleri.
Her ne kadar önceki düzenlemede yukarıda yer alan hususlar teminat dışı bırakılmışsa da açılan iptal davaları sonucunda,
Teminat Dışında Kalan Haller üst başlığının altındaki 2.3.,4. ve 6. Bentleri,
Danıştay 15. Dairesinin 27/6/2018 tarihli ve E.:2015/6111; K.:2018/6093 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve Danıştay İDDK’nın 16/3/2020 tarihli E.:2018/4432, K.:2020/742 sayılı Onama kararı ile mezkûr karar kesinleşmiştir.
Ancak karar öncesinde 20/3/2020 tarih ve 31074 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklikler ile ZMSSGŞ Ek 1’e
Teminat Dışında Kalan Haller üst başlığının altına 7. ve 8. Benler ve 3. fıkra eklenmiş
Ancak eklenen 3. fıkrada olan yer alan “Araçta meydana gelen maddi hasarın, aracın rayiç bedelinin %2’sinin altında kalması halinde değer kaybı tazminatı araçta meydana gelen maddi hasar tutarını aşamaz.” düzenlemesi, gerçek zarar hesabına aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay 8. Dairesi’nin 26/1/2021 tarihli ve E.:2020/5413 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulmuştur.
Anayasa Mahkemesi 17/7/2020 tarihinde E.2019/40 numaralı dosyada, Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin kısa gerekçesi ise şu şekildedir.
"İtiraz konusu kurallarda sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla sözleşmenin içeriğine yönelik sınırlama öngören kurallar kanunilik ölçütü yönünden Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır.
Motorlu taşıt işletilmesine bağlı olarak üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararı, bedensel zarar ve eşya zararı Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlali sonucunda ortaya çıkan zarar niteliğindedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sigorta şirketinin bu zararlardan dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulmuş olması, zarar gören kişinin Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarının Anayasa’nın 5. maddesiyle bağlantılı olarak korunmasının amaçlandığını göstermektedir.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin taraflarının menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Taraflardan birisi aleyhine ölçüsüzlük yapılabilecek şekilde yürütmeye takdir yetkisi tanınması; üçüncü kişinin yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkı yönünden olduğu kadar işletenin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkı yönünden de pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda anılan konunun düzenlenmesi sırasında ilgili tarafların tümünün menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi gözetilmelidir.
Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu, zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir.
Bu çerçevede 6098 sayılı Kanun’a göre zarar olarak nitelendirilmeyen hususların genel şartlarda zarar olarak nitelendirilmesi hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı ile sigorta şirketinin bu borcu teminat altına alması gereken tazminat sorumluluğunun kapsamı farklılaşacaktır. Bu itibarla sigorta şirketinin, işletenin sorumlu olduğu tazminatı aşan miktarda tazminat sorumluluğu dahi söz konusu olabilecektir.
6098 sayılı Kanun’a göre zarar olarak nitelendirilen hususların genel şartlarda zarar olarak nitelendirilmemiş olması hâlinde de işletenin tazminat borcunun kapsamı ile sigorta şirketinin bu borcu teminat altına alması gereken tazminat sorumluluğunun kapsamı yine farklı olacaktır. Bu durumun ise gerçek zararın karşılanmamasına yol açacağı, dolayısıyla işleten ile zarar gören kişi aleyhine sonuç doğuracağı açıktır. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir."
Yer verdiğimiz kısa gerekçede belirtildiği üzere sigortacının tazminata yönelik sorumluluk sınırının ancak kanunla belirlenebileceği, Genel Şartlar ile belirlenen ölüm ve cismani zararlar ile eşyalara gelen zararlara ilişkin tazminat sınırlamalarının hak sahibinin menfaatlerini etkilediği, ayrıca sigortalı (işleten) ile sigortacının Genel Şartlardaki sınırlamalar nedeniyle sorumlu olduğu tazminat miktarını farklılaştıracağı, bu sebeple gerçek zarardan sorumlu olan sigortacı lehine yapılan Genel Şartlardaki hükümlerin uygulanamayacağı, dolayısıyla kanunla öngörülmeyen sorumluluk sınırlamaları nedeniyle ilgili hükümlerin iptali gereceği açıktır.
Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde belirtildiği üzere Kanuni düzenlemesi olmaması durumunda Genel Şartlar' da yer alan;
A) Teminat Dışı Hallerin,
B) Gerçek Zarardan Sorumlu Olan Sigortacı Lehine Öngörülmüş
- Destekten Yoksun Kalma tazminatına ilişkin sınırlayıcı düzenlemelerin,
- Sürekli ve Geçici İş Görmezlik tazminatlarına ilişkin sınırlayıcı düzenlemelerin,
- Eşyaya ilişkin (Araç Hasarı, DEĞER KAYBI vb. Tazminatlar) sınırlayıcı düzenlemelerin,
Uygulanma imkanı kalmamıştır.
Diğer taraftan T.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların görülmekte olan davalara da uygulanması gerekeceği açıkça vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesi Kararı Görülmekte Olan Tüm Davalara Uygulanacaktır. – Yargıtay Kararı
Yargıtay 4.. Hukuk Dairesi 2021/3468 E., 2021/6538 K. Ve 11/10/2021 T. Kararında; “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 14 Mayıs 2015 gün 29355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01 Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2918 sayılı KTK.nın 90. maddesinde “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklindeki düzenleme ve zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı kapsamı dışında bulunan hallerin düzenlendiği 92/i maddesindeki “Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 E-2020/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarına göre belirleneceğine dair düzenleme iptal edilmiştir.
T.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 E-2020/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiş olması nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK.nın ve 6098 sayılı TBK.nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir.”
o) Bu Genel Şartlar ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.
Yukarıda detaylıca anlatıldığı üzere ZMSSGŞ Ek-1 de geçen teminat dışı taleplerin Danıştay kararları ve Anayasa Mahkemesi kararı gereğince uygulanma imkanı kalmamışsa da 4/12/2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 31679 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle ZMSSGŞ “Teminat Dışı Haller” başlıklı düzenlemeye aşağıdaki hükümler eklenmiştir.
ö) Hasar sebebiyle trafikten çekme veya hurdaya çıkarılma işlemi görmüş araçların değer kaybı tazminatı talepleri.
Ancak değiştirilen genel şartlar ekinde değer kaybı ile ilgili herhangi bir teminat dışı hal düzenlenmemiş olması nedeniyle “O” fıkrasının, mevcut durumda değer kaybı için herhangi bir kısıtlaması söz konusu değildir.
Diğer taraftan “Ö” fıkrasında yer alan düzenleme ise hali hazırda zaten Yargıtay kararları gereğince teminat dışıdır. Bu sebeple yapılan değişiklik, uygulamanın tekrarı niteliğinde olmuştur.
DEĞER KAYBI ŞARTLARI NELERDİR?
Yukarıda detaylıca anlatıldığı üzere aracın tamiratının ekonomik olması, diğer bir ifade ile pert olmaması dışında aşağıdaki araç değer kaybı şartları dahilinde araç değer kaybı başvurusu yapılması mümkündür. Araç Değer Kaybı Şartları aşağıda sayılmıştır.
Tek Taraflı Kaza Olmaması
Araç Değer Kaybın Başvurusu Yapacak Kişinin Kazada %100 Kusurlu Olmaması
Kazada Aracın Plastik Parçası Dışındaki Kısımlarının Hasara Uğraması
Kazada Hasar Gören Parçaların Daha Önce Başka Bir Kaza Nedeniyle Onarılmamış Olması
Tek Taraflı Kaza Olmaması
Araç değer kaybı başvurusu yapılabilmesi için meydana gelen kazanın tek taraklı kaza olmaması gereklidir. Tek taraflı kazadan kasıt kazanın, aracın duvara yada ağaca sürtülmesi veya çarpılması biçiminde gerçekleşmemesi gereklidir. Bunun dışında yoldaki çukura girme nedeniyle aracın altının çarpılması yada elektrik direğinin aracın üstüne düşmesi durumlarında kusurlu olan kişi ilgili kamu kuruluşu olacağından dolayı değer kaybı oluşacak ve dolayısıyla araç değer kaybı davası kusurlu idare yada kişilere açılabilecektir.
Araç Değer Kaybın Başvurusu Yapacak Kişinin Kazada %100 Kusurlu Olmaması
Araç değer kaybı başvurusu yapılabilmesi için ikinci şart meydana gelen kazada araç değer kaybı başvurusu yapacak araç sahibinin kazanın oluşumunda %100 yani tam kusurlu olmaması gerekmektedir. Eğer çift taraflı kazada, araç değer kaybı başvurusu yapacak kişinin kazada %100 kusurlu olması halinde değer kaybı meydana gelse de değer kaybı zararı kimseden talep edilemeyecektir.
Kazada Aracın Plastik Parçası Dışındaki Kısımlarının Hasara Uğraması
Araç değer kaybı başvurusu yapılabilmesi için üçüncü şart meydana gelen kazada aracın yukarıda detaylıca belirtildiği üzere plastik parçalar dışındaki kısımlarının hasara uğraması gerekmektedir. Burada bilinmesi gereken diğer bir husus araç değer kaybı başvurusu yapılabilmesi için aracın onarılmış olması gerekmez. Aracı zarar gören araç sahibi, eğer gerekli parası yoksa aracını onaramayacaktır. Bu durumda araç onarımının, araç değer kaybı başvurusu için şart olduğu durumlarda geçen süre içerisinde araç değer kaybı başvuru hakkı kaybolacağından dolayı onarımın şart olması hakkaniyet ile bağdaşmayacaktır.
Kazada Hasar Gören Parçaların Daha Önce Başka Bir Kaza Nedeniyle Onarılmamış Olması
Araç değer kaybı başvurusu yapılabilmesi için dördüncü şart, meydana gelen kazada hasar gören araç parçalarının daha önce meydana gelen kazada onarılmamış olmasıdır. İkinci kez aynı yerden kaza yapan araç sahibi zaten ilk kazada değer kaybı başvurusunu yapmış ve zararını gidermiştir. Ancak meydana gelen kaza aynı yerden yapılmış olsa bile farklı araç parçaları hasara uğramışsa tabii ki araç sahibi ilk defa hasar gören araç parçaları için araç değer kaybı başvurusu yapabilecektir.
ARAÇ DEĞER KAYBI BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?
Sigorta şirketlerine yapılacak araç değer kaybı başvurusu ; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda yer alan evrakların, bir üst yazı ile beraber sigorta şirketine iadeli taahhütlü mektup ile yada bizzat yapılacak başvuru ile gönderilmesi suretiyle yapılabilecektir.
Yapılan bu başvuru neticesinde sigorta şirketi, 15 gün içerisinde yapılan başvuru işlemelerini tamamlamalı ve gerekli değer kaybı tazminatını başvurucuya ödemelidir. Aksi halde temerrüde düşecek olan sigorta şirketi aleyhine araç değer kaybı davası açılabilecektir.
ARAÇ DEĞER KAYBI NASIL ALINIR?
Araç değer kaybı nasıl alınır sorusunun cevabını tek bir yol ile açıklamak mümkün değildir. Araç sahibi kazanın meydana gelmesi ile beraber öncelikle araç değer kaybı başvurusu için sigorta şirketine iadeli taahhütlü mektup ile yada bizzat fiziken yapılacak başvuru ile gerekli evrakları iletmelidir. Yapılan bu başvurunun sonuçsuz kalması halinde araç sahibi, sigorta avukatı ile beraber Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru yaparak, açılacak araç değer kaybı davası ile zararını tahsil edebilir.
Eğer araç sahibi, Sigorta Tahkim Komisyonu’nda araç değer kaybı davası açmak istemez ise Arabuluculuk yoluna başvuru yaparak öncelikle yapılacak toplantı ile karşı taraftan zararını talep eder. Eğer arabuluculuk sonucunda taraflar anlaşamaz ise araç sahibi, sigorta şirketi aleyhine açacağı araç değer kaybı davası ile zararını tazmin edebilir.
ARAÇ DEĞER KAYBI DAVASI SIKÇA SORULAN SORULULAR
Araç Değer Kaybını Kimden Talep Edebilirim?
Değer kaybı tazminatından, tek taraflı olmayan trafik kazalarında, kusurlu karşı aracın; trafik sigortacısından, aracın sahibinden ve aracın sürücüsünden açılacak araç değer kaybı davası ile talep edebilirsiniz.
Aracın Pert Oldu. Araç Değer Kaybı Tazminatı Talep Edebilir Miyim?
Eğer aracın onarımı ekonomik değilse sigorta şirketleri tarafından aracın sovtajı ihale ile satılıp, kalan bedel sigorta şirketi tarafından karşılanarak aracın değeri, araç malikine ödenir. Bu sebeple zararı tamamen karşılanmış olan araç malikinin, araç değer kaybı davası açma hakkı olmaz.
Sattığım Aracımın Değer Kaybını Talep Edebilir Miyim?
Genel şartlarda yer alan düzenlemede satılan aracın değer kaybının talep edilmesi mümkün değildi. Ancak Danıştay’ın söz konusu düzenlemeyi iptal etmesi ile beraber artık satılan aracın değer kaybı, açılacak araç değer kaybı davası ile talep edilmesi mümkün hale gelmiştir.
Araç Değer Kaybı Tazminatı Başvurusunun Ne Kadar Süre İçinde Yapılması Gerekir?
Eğer meydana gelen trafik kazası sadece maddi hasarlı trafik kazası ile kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde araç değer kaybı davası ikame edilmesi gerekmektedir. Ancak meydana gelen trafik kazası hem yaralamalı hem de maddi hasarlı trafik kazası ise 8 ve 15 senelik zamanaşımı süresi içerisinde araç değer kaybı davası açılmalıdır.
Tek Taraflı Trafik Kazalarında Araç Değer Kaybı Tazminatı Talep Edebilir Miyim?
Tek taraflı trafik kazalarında kusurlu araç, sizin aracınız olacağından dolayı sigorta şirketine karşı araç değer kaybı davası açamazsınız. Ancak aracın sürücüsü ile sahibinin farklı kişiler olması halinde aracın sürücüsüne karşı açılacak araç değer kaybı davası ile bu tazminatı talep edebilirsiniz.
Sigorta Şirketine Karşı, Araç Değer Kaybı Davası Direk Açılabilir Mi?
Gelen düzenleme ile sigorta şirketine karşı dava açmadan önce başvuru zorunluluğu getirilmiştir. Bu sebeple sigorta şirketine başvuru yapmadan araç değer kaybı davası açılamaz. Açılması halinde mahkeme, ara karar ile beraber bu eksikliğin giderilmesini sizden talep edecektir.
Onarılmamış Aracın Araç Değer Başvurusu Yapılabilir Mi?
Araç değer kaybı başvurusu yapabilmek için aracın onarılmış olması gerekmez. Onarılmamış araç söz konusu olsa bile araç değer kaybı başvurusu yapılabilecektir.
Kiralık Araçların Araç Değer Kaybı Başvurusu Yapılabilir Mi?
Önceki mevzuatta bu konu ile ilgili birtakım kısıtlamalar söz konusuydu. Ancak mevcut durumda başvuruya engel herhangi bir düzenleme mevcut olmadığından dolayı kiralık yada ticari fark etmez her türlü aracın, araç değer kaybı başvurusu yapılabilecektir.
Ceza Hukuku, İcra Hukuku, Ticaret Hukuku, Şirketler Hukuku, İş Hukuku, Sigorta Hukuku, Basın Hukuku, İdare Hukuku, Aile Hukuku, Gayrimenkul ve İnşaat Hukuku, Miras Hukuku ve Tüketici Hukuku başta olmak üzere, çözüm ortaklarımızla birlikte ulusal ve uluslararası tüm mecralarda vekillik sıfatını başarıyla yerine getiren saygın ve kurumsal bir hukuk bürosudur.